DAVETİYELER İÇİN : Sona Menteşe
Cep No : 0542 252 15 68
Telefon : 0 212 225 66 90
Adres : Baruthane Cad. 65/2
Kurtuluş / istanbul
Oyun Tarihleri
4 - 8 - 18 - 25 - 26 - 29 Mayıs
1 - 3 Haziran
Saat 21:15
Karagözyan Derneği - Şişli
sw.jpg
| Toplam ziyaretçi sayısı |
| Online Ziyeretçi Sayısı |
| Bugünkü Ziyeretçi Sayısı |
Untitled Document
HAGOP AYVAZ
Ev hanımı Hripsime ile kunduracı Garabet’in oğlu Hagop Ayvaz, 1911’de Yenikapı Langa’da doğdu. Babası 28 yaşında vefat ettiğinde kendisi henüz 8 yaşındaydı ve birkaç yıldır Beyoğlu’nda oturuyorlardı. Bir süre sonra annesi, yine kunduracı olan Kirkor Efendi’yle ikinci evliliğini yaptı ve kayınvalidesinin Topkapı surlarının dibindeki evine taşındılar. Hagop Ayvaz ilkokulu Topkapı Levon Vartuhyan İlkokulunda okudu. Birkaç yıl sonra tekrar Beyoğlu’na taşınınca Esayan okuluna devam etmeye başladı. Ama okul taksitleri aylık 50 kuruştan 1 liraya yükselince ayrılmak zorunda kaldı.
Beyazıt Çatalhan’da babasının yanında kunduracılık yapmaya başladı. Orada tanıştığı Harutyun Samurkaş adında sayacı gençle ilk kez Topkapı surları yakınındaki bir cemaat evinde Şavaş Karakaş’ın “Kör Ressam” adlı tiyatro oyununu izledi.
O yıllarda Ermeni tiyatro toplulukları sadece yazları temsiller verirlerdi. Çünkü genelde bu temsiller bahçelerde yapılırdı. Bu toplulukların en önemlileri Boğos Şavarş Karakaşyan’ın diğeri de Krikor Hagopyan’ın Şark topluluklarıydı.
Sayacı Harutyun, Hagop Ayvaz’ı kendisinin de acemi oyuncu olarak kadrosunda olduğu Narlıkapı’daki Hagopyan’ın Şark Topluluğuna götürdü. Orada Ayvaz’a bir potur giydirdiler, kafasına da bir fes oturtup “korist figüran” olarak sahneye çıkardılar. Böylece Hagop Ayvaz “Değirmencinin Kızı” adlı müzikalle ilk kez sahneye adım atmış oldu. Oyundan sonra Krikor Hagopyan’ın eşi Lüsi Hagopyan, Ayvaz’ı yanına çağırdı ve…
- Oğlum, yarın bize gel, gelecek temsil için sana önemli bir rol vereceğim..dedi.
Ertesi gün Şehzadebaşı’ndaki eski Millet Tiyatrosunun üst katında ikamet eden Hogopyan’ların evine giden Ayvaz’a Lüsi Hanım, “Demirhane Müdürü”nün tekstini verince 1929 yılında, 18 yaşında doktor rolüyle sahneye çıktı.
(O yıllarda Ermenice oyun oynamak yasaklanmıştı. Bu yasak 1946’ya kadar sürdü. Genelde Fransızca’dan tercüme Mınagyan repertuarı sergilenirdi.)
Ertesi yıl Mınagyan oyuncularından Bedros Baltazar’ın yardımıyla kadrosunda devrin önemli oyuncularından Krikor Çobanyan, Lusi Karakaş, Aram ve Jerfin Elmas’ın bulunduğu Yenişehir Mangasar sahnesinde temsiller veren Boğos Karakaş’ın ekibine katıldı.7 yıl bu ekipte çalışan Ayvaz, geçimini tamamen yevmiyeleriyle sağladı. Ek bir iş yapma ihtiyacını hiç hissetmedi.
Bir gece Mangasar tiyatrosunda 9 (12 perde ??) perdelik “Kara Değirmen Cinayeti” adlı oyun sahnelenecekti. Oyunda “AŞIK” rolünde bir delikanlı vardı, provaları hiç aksatmamıştı. Fakat oyun gecesi temsilin başlamasına çok kısa bir süre kalmasına rağmen henüz ortada yoktu. Karakaş çılgına dönmüştü. Çaresiz, o zamana kadar uşak, polis gibi küçük rollere çıkan Ayvaz’ı yanına çağırdı.
- Doktor ! Buraya gel… (ilk rolü doktor olduğu için ona Dr. diyorlardı.)
Oyunun başlamasına 5 dakika var. Hemen suflörün yanına git, bir kere beraber rolü okuyun. ( Sarhoş lakaplı suflör Suphi daha önce Dar ül Bedai’de suflörlük yapıyordu. Sarhoş Suphi tiplemesini daha sonra Haldun Taner – Sersem Kocanın Kurnaz Karısı adlı oyunda kullanmıştır.)
Ayvaz suflörün yanına gider.
- Suphi Abi, şu rolü bir okusana ne olur, bir çok perdede rolüm var.
- Okurum ben, sen merak etme, beni iyi dinle yeter.
- Baba, dinlemekle olmaz, ne konuşacağımı bilmiyorum.
- Bana yakın durmaya çalış, idare ederiz, korkma !
Sonuçta oyun başlar, Ayvaz olabildiği kadar oyunu aksatmadan sürdürür. Oyundan sonra Karakaş, Ayvaz’ı alnından öper ve…
- Bundan sonra bu rol senin. Artık bu ekipte aşık rollerini sen oynayacaksın.
1935’te annelerin anlaşmasıyla diplomalı terzi olan Arşaluys Manukyan’la tanıştı. Askere gitmeden önce aile arasında basit bir törenle nişanlandı. Artık oyuncu yevmiyesiyle ev geçindirmek imkânsız olduğundan, müstakbel kayınpederinin Kapalıçarşı – Örücüler Çukurhan’daki yün boyama atölyesinde çalışmaya başladı, aynı yıl askere gitti.
Afyonkarahisar’da 2 yıl askerlik hizmetinden sonra İstanbul’a döndü ve Arşaluys’la evlendi. Garo ve Suzan adlarında iki çocuğu oldu. Bir çok işte çalıştı. Önceleri Bahçekapı’da kumaş komisyonculuğu ardında Anadolu’daki sinemalara film gönderme işiyle uğraştı. Nihayet gömlekçi Boncukcuyan’ın yanında 20 Lira maaşla çalışmaya başladı.
1939’da tekrar askere çağrıldı, Edirne’ye gitti. Orada Torkom Sırabyan’la tanıştı.
İstanbul’a döndükten sonra 1941’de, Yozgat’a istihkam taburuna gönderildi. Orada da Mardiros ve Ara Koç’la tanıştı. Taburda akşamları, kartondan Karagöz-Hacivat yaparak arkadaşlarını eğlendirdi. Konya – Karaman’a tabur intikal edince, Yüzbaşı’dan özel izin alarak “Vardalabumba” adlı tek perdelik bir oyun sahneledi. Bölüğün onbaşısı da perdecilik yaptı.
İstanbul’a döndüğünde Sultanhamam’da gömlekçide çalışmaya başladı. Daha sonra çantası elinde ev ev, dükkan dükkan dolaşarak, gömlek kravat vs. sattı. Bu işi yaklaşık 10 yıl sürdürdü.
Bir taraftan da Mardiros ve Ara Koçunyan’ların Jamanak gazetesinde yazılar yazdı. Şehir tiyatrosundan Muhsin Ertuğrul, Behzat Budak, İ. Galip Arcan gibi tiyatrocularla ahbaplık kurdu, onlarla tiyatro sohbetleri yaptı.
Öğle paydosunda Jamanak gazetesinin biraz altında Billur sokakta, küçük bir el makinesiyle kartvizit, irsaliye basımı gibi işler yapan arkadaşı Zareh Arşak’ın matbaasına ziyarete gitmeye başladı. Orada o yıllarda Pangaltı hamamını işleten Nazaret Donikyan’la tanıştı.
İkisi birlikte Ayvaz’a haftalık bir mizah gazetesi çıkarmayı önerince Ayvaz; “mizah gazetesi benim konum değil,ama tiyatro gazetesi derseniz…varım” der. Kabul ederler.
- Adı ne olacak ?
Ayvaz’ın önerisiyle “KULİS” koyarlar. Böylece 1946 yılında KULİS doğar. Kapak resmini o zamanki Bab-ı Ali ressamlarından Berç Gürden hazırlar. (Daha sonra “Lutsika Dudu” tipinin de yaratıcısı Berç Gürden olur. Bilindiği gibi Lutsika Dudu uzun yıllar Kulis dergisinde, son yıllarda da Agos Gazetesinde Ermeni cemaatinin toplumsal olaylarına iğneli bir dille ayna tuttu.)
Ekip hemen işe koyuldu. 16 sahife, 2.hamur kağıda ilk sayıyı 500 adet olarak bastılar. 300’ü geri geldi.
Daha sonraları önce Zareh Arşak mesleği bıraktı, daha sonra Nazaret Donikyan ayrıldı. Ayvaz yalnız kaldı. Perşembe Pazarı, Sinasun Han’da litograf Vahak Aslanyan’ın çalıştığı odanın yarı kirasını ödeyerek onun yanına taşındı. 1950’de Halep, Tiflis ve Beyrut’a gitti. Kaspar İpekyan, Levon Şant, Joy Sarkisyan gibi sanatçılarla tanışıp onlarla röportajlar yaptı, Kulis’i tanıttı. İran’a, Yunanistan’a, Mısır’a giderek oralarda yeni aboneler kazandı. Kağıt ve baskı kalitesi de yükselince abone sayısı 2500’e ulaştı.
1950’li yıllarda Kulis’i Varol matbaasında bastıran Ayvaz, bir süre sonra matbaaya ortak oldu. 1955’te Varol’dan ayrılarak Cağaloğlu yokuşunda Kulis Matbaasını açtı. 25 yıl orada çalıştı. 1980’li yıllarda Bab-ı Ali’den matbaaların kaldırılmasıyla zor günler başladı.
Bir süre Marmara Gazetesinin matbaasında çalışmalarını sürdüren Ayvaz, şartların daha sonra zorlaşmasıyla 50 yıldan sonra, 1996 yılında Kulis’in yayın hayatına son verdi.
Hagop Ayvaz’ın tiyatroculuğuna geri dönecek olursak…1946’da Ermenice oyun oynayabilme izni çıkınca Aşot Madatyan, Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Canavar” adlı oyununu Ermeniceye çevirdi ve SES Tiyatrosunda sahneledi.
Provaları genelde Madatyan’ın evinde yapılan bu oyunun kadrosunda Zaruhi Değirmenciyan, Kevork Kabaracıyan, Haçik Arzumanyan, Nışan Hançer gibi isimleri sayabiliriz. Hagop Ayvaz bu ekipte “Son Perde” adlı bir oyun yazar. Madatyan onu Ermeniceye çevirir ve en önemli rolü de Ayvaz’a verir. Bu oyun önce SES Tiyatrosunda , daha sonra Pangaltı’da Tan Sinemasında sahnelenir.
Sonraki yıllarda Esayan Derneğinden, içinde Vahram Balıkçıyan, Berç Erziyan, Şake Odabaşyan gibi isimlerin olduğu bir ekipten tiyatro çalışmalarını yapması için bir davet geldi. Kabul etti. Genel sanat yönetmeni ve rejisör olarak 15 yıl bu görevi sürdürdü.
Ekip kuruluşunda Zenop Lusinyan, Onnik Garavaryan, Armenuhi Zorayan ve Hagop Ayvaz olmak üzere 4 kişiden ibaret olduğundan “Küçük Tiyatro Ekibi” anlamına gelen “Pokır Taderahump” adını aldı. Daha sonraları katılan gençlerle ekip 20-25 kişiye yükseldi. Fakat ne yazık ki bu ekibin aşağı yukarı tümü en fazla 10-15 yıl gibi, bu kumpanyanın varlığını sürdürdüğü süre sonunda bir tiyatrocu için henüz erken sayılabilecek yaşlarda tiyatro hayatlarından çekilmişlerdir.
Pokır Taderahump’un ilk temsili, İ. Galip Arcan’ın “Lütfen Susalım” oyununun Esayan Derneğindeki galasında, İ. Galip Arcan, Mardiros Koç, Aşot Madatyan, Krem Simon ve Yetvart Yeretzyan da hazır bulundu.
Çifte Keramet, Karım Yine Doğurdu, Buzdolabı, Dayı Garabet, Hars u Gesur (Gelin Kaynana) ve daha bir çok oyun Esayan derneğinde, Üsküdar, Kumkapı, Samatya ve Kadıköy’deki derneklerde ve SES Tiyatrosunda sahnelenir. Hatta Hagop Baronyan’ın Medzabadiv Muratzganner adlı oyunu Şehir Tiyatrosunda, Hars u Gesur da Kınalıada’da seyirci karşısına çıktı. Bilindiği gibi 1962 yılında Kınalıada’da sahnelenen bu oyundan ancak 41 yıl sonra sahnelenebilen ikinci oyun Berberyan Kumpanyasının Kınalı Ah Kınalı adlı oyunudur.
80’li yılların başına kadar aktif tiyatro yaşamına devam eden Hagop Ayvaz, sonraki yıllarda Kulis dergisinde 1996’ya, aramızdan ayrıldığı 2006 tarihine kadar da Agos gazetesindeki tiyatro yazılarıyla hep var olan, cemaatimizin yetiştirdiği ender tiyatro insanlarının en önemlilerinden biridir.
2007 Dünya tiyatrolar gününün zor şartlarda da olsa Getronagan Derneğindeki kutlamasıyla artık aramızda olmayan Türk Tiyatrosunun duayeni sevgili Hagop Ayvaz’ı anmanın verdiği mutlulukla hepinize iyi eğlenceler diyorum.